Şu Temel'in işine bakın:)))

12/2/2008 · Kategori: FIKRALAR

Doktorun birinin canı çok sıkılmış o gün.
İşi bırakıp şöyle dere tepe bir yürüyüş yapsam diye geçirmiş kafasından.
Ama ne mümkün, o gün de bir sürü hasta randevusu var.
Düşünmüş taşınmış, yardımcısı tıp birinci sınıfta okuyan Temel’i çağırmış yanına:
“Bak Temel, bugün ben kaçacağım, sen beni dinleye dinleye çok şey öğrendin zaten.
Gelen hastalara doktor benim de, ne ilaç lazımsa yaz, bugün beni idare ediver.”
Temel zaten hepten hazır: “Doktor Bey, hiç merak etmeyin sizi aratmam.” diye söz vermiş.

Ertesi gün doktor muayenehaneye geldiğinde Temel’i yanına çağırıp sormuş:
“Eeee, anlat bakalım nasıl gitti ?”
Temel anlatmaya başlamış:
“İlk hasta geldiğinde sürekli bir başağrısından söz ediyordu, ben de yazdım “Novalgin” gönderdim.”
“Aferin,” demiş doktor.
“İkinci hastanın midesinde problemi vardı, sanırım gastrid başlangıcı, ben de yazdım bir “Renee” gönderdim.
“Valla bravo” demiş doktor.
“Üçüncü gelen genç güzel bir kadındı, içeri girdi, soyunmaya başladı, çırılçıplak kaldı.”
“Eeee” demiş merakla doktor.
“Sonra bana döndü, “Doktor Bey aylardır erkek yüzü görmedim.” dedi.”
“Sen ne yaptın Temel ?” diye hayretle sormuş doktor.
Temel gayet sakin yanıtlamış:
“Doktor Bey, ne olacak, yazdım “Visin” göz damlasını gönderdim.”

Yorum (yok) Yorum yaz!

Yanlış anlama...

12/2/2008 · Kategori: FIKRALAR

Yanlış anlama

Bir İngiliz ailesi yaz tatillerini geçirmek üzere Almanya’ya gitmişti. Bir gezinti sırasında çok güzel bir kır evinde kaldılar. Gelecek tatillerini böyle bir evde geçirmek istediler. Evin bir papaza ait olduğunu öğrendiler ve içini de gördükten sonra hemen gelecek tatil için anlaşma imzaladılar.

İngiltere’ye döndükten sonra birden evin hanımı, ziyaretler sırasında WC’ye rastlamadıklarını hatırladı. Merakını yenmek için papaza bir mektup yazdı:

“Sayın Bayım,
Ben sizin kır evinizi kiralayan bayanım. WC’nin nerede bulunduğunu acaba bana yazabilir misiniz?

Saygılarımla.”

Mektubu alan papaz, WC’nin ne anlama geldiğini anlayamamış, Almanya’daki Anglican Kilisesi’nin “White Chapel” sözcüğünün baş harfleri olduğunu sanmıştı. Ayrıntılı bir mektupla yanıt verdi:

“Sayın Bayan;

Başvurunuzun yüce bir duyguyla ilgili olmasından dolayı memnunluk duydum. İlgilendiğiniz yerin evden 12 km. uzaklığında bulunduğunu bildirmeyi şeref sayıyorum. Oraya sık sık giden birisi olarak bunun biraz zorluk yaratacağını bildirmek istiyorum. Sık sık gitme durumunda, isteyenler yemeğini de beraberinde götürebilirler. Oraya bisikletle, araba ile, ya da yürüyerek gidilebilir.

Ancak oturacak bir yer bulabilmek ve başkalarını rahatsız etmemek için biraz erken gitmekte yarar vardır. Söz konusu yerde soğuk hava düzeni bulunmakta ve çok hoş bir etki yapmaktadır. Çocuklar büyüklerinin yanında oturmakta ve hazır bulunan herkes birlikte şarkı söylemektedir. Girişte size bir kağıt parçası veriyoruz. Geç kalanlar yanındakinin kağıdını kullanabilirler.

Aynı kağıdın birkaç kez kullanılmasına olanak vermek için çıkışta herkes kullandığı kağıdı iade eder. Faaliyetlerin ürünleri yoksullara dağıtılmak üzere toplanmaktadır. Öte yandan yapılanların dışarıdan da duyulabilmesi için içeride gelişmiş bir hoparlör sistemi bulunmaktadır.

Müdavimlerin çesitli pozisyonlarda dışarıdan da izlenebilmelerini sağlamak amacıyla özel cam bölmeler vardır. Verdiğim bilgilerin açık ve yeterli olduğu düşüncesi ve bu kadar önem verdiğiniz yerde sık sık buluşabilmek umuduyla en içten saygılarımı sunarım.”

Yorum (yok) Yorum yaz!

Cici Baba servisi...

12/2/2008 · Kategori: FIKRALAR

Bir zamanlar İngiliz hükümeti çocuğu olmayan ailelerin bu sorununu çözmek için “Cici Baba” servisi kurmuş. Cici Baba evliliklerinin ilk beş yılında çocuk sahibi olamayanlara yârdim eden bir devlet memuru.

Smith ailesi de böyle bir servis için başvuruda bulunur, heyecanla “Cici Baba” yi beklerken kapı çalınır, ancak gelen kişi cici baba adayı değil, kapı kapı dolasan bir bebek fotografcısıdır. Konuşma söyle gelişir;

Ms Smith: Günaydın
SATICI: Günaydın efendim ben şey için gelmiştim
Ms Smith: Açıklamanıza gerek yok kocam herşeyi anlattı. Buyurun içeri girin
SATICI: Öylemi? Bebek isinde üstüme yoktur, özellikle ikizlerde.
Ms Smith: Kocamda öyle söyledi buyurun oturun.
SATICI: O zaman kocanız belki de size.
Ms Smith: Aa evet, ikimizde en iyi sonucun böyle alınacağını düşünüyoruz.
SATICI: Öyleyse hemen başlayalım.
Ms Smith : (KIZARARAK) Şey nerede başlamalı?
SATICI: Her şeyi bana bırakın. Ben genellikle iki kez banyo küvetinde, bir kez kanepede ve belki bir kaç kez yatakta denerim. Bazen oturma odasının halisinde iyi oluyor.
Ms Smith: Banyo! Oturma odasının halisi! Neden bizim beceremediğimiz anlaşılıyor.
SATICI: Şey hanımefendi, hiç kimse ilk seferinde iyi bir sonuç garanti edemez ama altı yedi kere denersek bir tanesi mutlaka şahane olacaktır.
Ms Smith: Affedersiniz ama biraz fazla olmuyormusunuz?
SATICI: Kesinlikle değil benim isimde insanlar aceleci olmamalıdır.
Ms Smith: Başarılı oluyor musunuz bari?
SATICI : (Çantasını açarak bebek fotoğrafları gösterir) Su bebeklere bakin bunlar benim islerim. Bakin bu dört saat surdu.
Ms Smith: Evet çok güzel bir bebek
SATICI: Fakat gerçekten güç bir is. Görmek istiyorsanız suna bakin, ister inanın ister inanmayın bu Londra’nın ortasında, otobüsün üzerinde oldu.
Ms Smith: TANRIM!
SATICI: Bunlarda şehrin en şirin ikizleri. Anneleri ile çalışmanın ne zor olduğunu bilseniz ikizlerin şirinliğine daha çok şaşırırsınız.
Ms Smith: Öyle mi?
SATICI: Sormayin. Sununda isi doğru yapabilmek için onu Hyde Park’a götürdüm. Herkes çevremizi sardı. Pes peşe dört beş tam boy ve is bitti.
Ms Smith: Dört beş tam boy!
SATICI: Evet üstelik üç saatten fazla sürdü. Sonunda bir kaç kişi kalabalığı tuttu. Karanlık olmadan önce yeniden denemeliydik ancak Serçeler aletimin üzerine konup gagalamaya başladılar bu yüzden isi bırakmak zorunda kaldık.
Ms Smith: Yani gerçekten serceler şeyinizi aaa-aletinizi ısırdılar mı?
SATICI : Evet böyle şeyler oluyor tabi.Ben tekniğimi geliştirmek için tam üç yıl harcadım. Mesela su bebek. Bu neticeye ancak büyük bir mağazanın ön vitrininde ulaşabilirsiniz.
Ms Smith: Bu kadar da olmaz!
SATICI: Hanımefendi hazırsak ayağı alıp geleyim.
Ms Smith: Ayak mı?
SATICI : Aa evet, ağır olduğu için sürekli elde taşımak zor oluyor bunun için ayak kullanıyorum.

Hanımefendi. Hanımefendi. Hay Allah neden bayıldı şimdi bu…

Yorum (yok) Yorum yaz!

Fıkra gibi bir dava...

12/2/2008 · Kategori: FIKRALAR

Gerçek Avustralya Mahkeme Gündeminden aktarmadır.

Hamile Bayan Davası:

Yaklaşık 8 aylık hamile bir bayan otobüse biner. Karşısında oturan adamın ona gülümsediğini farkeder. Hemen başka bir koltuğa geçer.

Bu sefer gülümseme sırıtmaya dönüşür ve bayan da tekrar yer değiştirir. Adam daha da eğleniyor gibidir.

Dördüncü yer değiştirmede adam kahkaha atar, bayan adamı şoföre şikayet eder ve o da adamı tutuklattırır.

Olay mahkemeye intikal eder. Hakim adama (yaklaşık 20 yaşındadır) söyleyeceği bir şeyi olup olmadığını sorar.

Adam cevap verir:

- Sayın Hakim, şöyle oldu: Bayan otobüse bindiğinde durumunu farkettim. Üstünde ”Çift Nane İkizleri Geliyor” yazısı olan bir reklam afişinin altına oturdu ve ben de sırıttım.

Daha sonra kalktı ve üzerinde ”Logan’ın ağrı kesici merhemi şişikleri azaltır” yazılı afişin altına oturdu; ben de gülümsemek zorunda kaldım.

Daha sonra ”William’ın büyük çubuğu yaptı” yazan deodorant afişi altına oturunca kendimi çok zor tuttum.

Fakat Sayın hakim; dördüncü defa kalkıp ”Goodyear kauçuğu bu kazayı önleyebilirdi” afişinin altına oturunca ben tam koptum!

ve Dava Sonucu aynen şöyledir:

Dava düşmüştür.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım